. Ahmet Turgut Uyar, 4 Ağustos 1927 tarihinde Ankara’da dünyaya geldi. Babasının görevinden ötürü ilköğrenimi farklı şehirlerde okurken ortaöğrenimine yatılı askerî okulda okuyarak devam eden Uyar, 1948'de Kaynak dergisinin başlatmış olduğu bir şiir yarışmasında "Arz-ı Hal" adlı şiiriyle katılmış ve yarışmada ikinci olmuştur. Türkiyem adlı ikinci şiir kitabı 1952'de piyasaya sürülmüştür. Uyar'ın dil, tema, imge, anlatım biçimi, biçim/öz ilişkisi açısından büyük bir değişimi yansıttığı ilk İkinci Yeni kitabı olan Dünyanın En Güzel Arabistanı, 1959'da yayımlanmıştır. 1962'de Tütünler Islak'ı; 1968'de Her Pazartesi'yi; 1970'te Divan'ı; 1974'te Toplandılar'ı; 1982'de Kayayı Delen İncir'i yayımlamıştır. 1981 yılında Toplu Şiirler adıyla o güne kadar yayımladığı eserleri ilk kez; 1984'te Büyük Saat adıyla ikinci kez toplu olarak UYAR’IN YAŞAM ÖYKÜSÜAhmet Turgut Uyar, Fatma Hanım ile Hayri Bey'in altı çocuğundan beşincisi olarak 4 Ağustos 1927'de Ankara'da dünyaya geldi. Babası orduda harita binbaşısı olarak görev yapmıştır ve Ankara'nın ilk Latin alfabesiyle yazılan sokak levhalarını geceler boyu çalışarak yazmış bir hattattır. Annesi ise ev hanımıydı. Babasının görevinden ötürü ilköğrenimi farklı şehirlerde okurken ortaöğrenimine yatılı askerî okulda devam etmiştir. Bursa Askerî Işıklar Lisesi'nden 1946 mezun olan Uyar, bu okulda mutsuz olduğunu şu sözlerle dile getirmiştir"Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. Başkalarının, hatta somut başkalarının değil de, hiç kavrayamadığım bir otoritenin belirlediği ve çoğu zaman saçma bulduğumuz bir şeyler yaşamak..." Yükseköğrenimini Askerî Memurlar Okulu'nda okurken annesinin isteği üzerine 1947'de Yezdan Şener ile evlenmiştir ve bu evlilikten Semiramis, Tunga ve Şeyda adlarında toplam üç çocuğu olmuştur. Bu okuldan mezun olduktan sonra "kura" ile memur olarak Posof'a atanmıştır. Daha sonra Samsun Terme Askerlik Şubesi'ne atandı, ardından Ankara'da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Dairesi Başkanlığı'nda üsteğmen olarak görev yaptı. 1958'de bu görevden ayrılarak Türkiye Selüloz ve Kâğıt Sanayi'nin Ankara'daki şubesinde çalışmaya başlamış ve 1967'de buradan emekli olarak İstanbul'a yerleşmiştir. 1966'da ilk eşinden boşanmıştır. İstanbul'a yerleştiğinde o dönem Yezdan Şener ile evliliklerinin bitme aşamasına gelmesinin ardından Cemal Süreya ile Tomris Uyar, şiir üzerine mektuplaşmaya başlamıştır. Bu mektuplaşmalar olumlu sonuçlanmıştır. 1969'da ise Tomris Uyar ile evlenmişlerdir. Tomris Uyar ile evliliklerinden bir erkek çocukları Hayri Turgut Uyar dünyaya geldi ancak 22 Ağustos 1985'te sirozdan hayatını kaybetti. EDEBİ KİŞİLİĞİTurgut Uyar'ın şiire olan ilgisi kendi ifadesine göre çocukluk yıllarında başlamıştır. İlk şiir denemesini de ilkokul yıllarında yapmıştır "Güzeldir sevgilim her dakka her an / Güzeldir sözleri kaşı gözleri / Geçtiği her karış sönük topraktan / O anda fışkırır neşe özleri" Ortaokul ve lise yıllarında ise "Günde üç beş şiir, haftada, onbeş günde bir roman yazıyordum. Ama ne şiirler, ama ne romanlar..." diyerek kendisini ifade eden Uyar, roman yazarken sıkıldığını, Alain-Fournier'in Fransız edebiyatının klasiklerinden sayılan Adsız Ülke'siyle Fyodor Dostoyevski romanlarını okumasıyla roman yazmayı bıraktığını söylemiştir. Şiirde ise lise son sınıfta Ömer Hayyam, Nedim, Yahya Kemal Beyatlı, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim gibi şairleri taklit etmiştir. 1946'da ise dönemin güncel şairlerini okumuştur ve bu durumu "Sonra günümüzün şairlerini okudum da sevindim. Oh dünya varmış dedim." sözleriyle dile getirmiştir. 1947'de "Yâd" adlı şiiri Yedigün'de yayımlanmıştır. 1948'de Kaynak dergisinin başlatmış olduğu bir şiir yarışmasında "Arz-ı Hal" adlı şiiriyle katılmış ve yarışmada ikinci olmuştur. 1950'de Kaynak Yayınları tarafından Arz-ı Hal ve Akşam Üzeri Türküsü adıyla ilk kitabı yayımlanmıştır. İkinci kitabı olan ve Nurullah Ataç'ın önsözünü yazdığı Türkiyem ise 1952'de piyasaya sürülmüştür. 1959'da Dünyanın En Güzel Arabistanı adlı şiir kitabı yayımlanmıştır. Bu kitaptaki şiirleri 1955-1958 yılları arasında Yenilik, Pazar Postası, Yeditepe, Seçilmiş Hikayeler Dergisi, Şairler Yaprağı gibi dergilerde yayımlanan şiirlerden oluşmaktadır. Kitap, Uyar'ın dil, tema, imge, anlatım biçimi, biçim/öz ilişkisi açısından büyük bir değişimi yansıttığı ilk İkinci Yeni kitabıdır. 1962'de Tütünler Islak'ı; 1968'de Her Pazartesi'yi; 1970'te Divan'ı; 1974'te Toplandılar'ı; 1982'de Kayayı Delen İncir'i yayımlamıştır. 1981 yılında Toplu Şiirler adıyla o güne kadar yayımladığı eserleri ilk kez; 1984'te Büyük Saat adıyla ikinci kez toplu olarak basılmıştır. ESERLERİ * 1950 Arz-ı Hal* 1952 Türkiyem* 1959 Dünyanın En Güzel Arabistanı* 1962 Tütünler Islak* 1968 Her Pazartesi* 1970 Divan* 1974 Toplandılar* 1982 Kayayı Delen İncir
En güzel Turgut Uyar şiirleri kısa sayfamızda, Turgut Uyar’ın yazdığı en ünlü aşk şiirlerini Senfoni2. Sevgim acıyor3. Göğe bakma durağı4. Sonnet5. Denge6. Ela gözlüm7. Büyük ev ablukada8. Palyaço9. Bir gün sabah10. Geyikli gece11. Gecenin şarkısı12. Çok üşümek13. Kankentleri1. SenfoniÖnce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da, beraber kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta, karada ve denizde, Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yan yana olduk mu el ele Aç kalsak ağlamayız güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üst üste üç kere deniz, üç kere yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları sıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak Sevgim acıyorMutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyorBiz giz dolu bir şey yaşadık Onlar da orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını Bir sevinç sanarakEn başta mutsuzluk elbet Kasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup da Ötede beride yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi Öbürünün bir kadından aldığı verem Bütün İşhanlarının tarihçesi Bütün söz vermelerin tarihçesi Sevgim acıyorYazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile O kadar korunmuş bir yazı yoktu Ne denmelidir bilemiyorum Sevgim acıyor Gemiler gene gelip gidiyor Dağlar kararıp aydınlanacaklar Ve o kadarTavrım bir şeyi bulup coşmaktır Sonbahar geldi hüzün Kış geldi kara hüzün Ey en akıllı kişisi gündüzün Sevgim acıyor Kimi sevsem Kim beni sevseEylül toparlandı gitti işte Ekim falan da gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlar Tarihe gömülür o kadar3. Göğe bakma durağıİkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalımFalanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalımSenin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini SonnetÇekemezsin bir yere sineden başka. Biliyorum günler hep böyle geçecek. Ne akşamleyin komşu, ne bir akraba, Ne bir dost, oturup karşılıklı içecek..Yalnızlık sade şurda burda değil, Düşüncede, hatırada ve dilekte. Hangi taşı kaldırsan, nerde of! çeksen, Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte..Bilmem rengi nasıldır, boyu ne kadar. Biçen her kimse yıllardır yanlış biçiyor. Bir elbise ki, alabildiğine dar..Nedir bir türlü sırrını anlamadık, Kimdir bizimle böyle şaka ediyor, Hangi cebini karıştırsan DengeSizin alınız al inandım Sizin morunuz mor inandım Tanrınız büyük amenna Şiiriniz adamakıllı şiir Dumanı da cabaBütün ağaçlarla uyuşmuşum Kalabalık ha olmuş ha olmamış Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum Ama sokaklar şöyleymiş Ağaçlar böyleymiş Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınızAşkım da değişebilir gerçeklerim de Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yan gelmişim diz boyu sulara Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle dövüşemem Benim bir gizli bildiğim var Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Ben tam kendime göre Ben tam dünyaya göre Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız6. Ela gözlümİşte günlerden bir gün Ela gözlüm, Yeni bir başlangıçla bitecek ömrümüz. Amenna ve Saddakna, Bari hoşça geçse günümüz…Hangisine tasa edeceğiz, şaştık. “Ölüm derdi, kalım derdi” derken Dimyata pirince giden misali, Yolun ortasına ulaştık…Ölüm bir hatıra gibidir insanda; Kâh hatırlanır, kâh unutulur. Fakat bir gün, bir gün nihayet Gözle görülür elle tutulur…Şimdi taştan çıkardığım ekmekle, Çorba içmedeyiz sıcak sıcak. Fakat yarın kim diyebilir ki Turgut, Hatıra olmayacak?..Unutmak istiyorum zaman zaman, Ne yapsam, ne etsem olmuyor, Kabulleniyorum, Kabulleniyorum da -gelgelelim- İçim içimi yiyor…Nasıl ki, unutamaz insan Bir kez gerçekten sevdi mi… Senin anlayacağın Elagözlüm şimdiden Alıştırıyorum kendimi7. Büyük ev ablukadaEkmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordum.İşte böyle olmak en iyisidir olmakların bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdimİndirmiştim yok olan önemli bir şeydi Allah cc kahretsin.Tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş, üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim, çıkıp okudular durup dinledim. Bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü. Saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi.Ha kavgada ha aşkta bu gök bomboş ha kavgada ha aşktaGöğe baktım yerli yerinde, haydutlar dalavereciler yerli yerinde vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle. İyi dedim içim rahatladı düzen bozulmamış dedim sevindim, tenhaca bir bölgede şehre girdim.Ben herkese varım başka türlü olmuyor inanmayın.Bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim. Ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir, utanılacak bir şey yoktu, kime anlatmalıyım.Ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez. Bizi tutkulara çağırdı otobüse, sosise, buzdolabına, telefona, sinemalara, radyolara, bir sürü kancık sevdalara, sürü sürü mutsuz alışkanlıklara, yalana dolana, itliklere, keten elbiselere.Sonra karısı öldü o çocuğun yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi, kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı. Anladık onu ölenden başkası kurtaramaz, ölen de kurtarmamıştı.Bak ben seni nereden kurtaracağım şaşacaksın. Şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi? Bu yapıları on iki kat yapmak bizim aklımızdı, biz kurduk istersek umursamayız ya.Abluka burada başlıyor çünkü.Ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim, sen beraber yatacağımız yatakları hazırla, sen onu yap yeter bak PalyaçoKaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarınınbelki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimizeKim sevmezdi çiçekleri filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dediBunu palyaço söyledi, palyaço söyledi ben yazdım yazdım, yazmasam ağlayacaktımHerkes ağlarmış biraz, ben de ağladım sırf bu yüzden mi ağladım alçaklık gibi bir şey oldu bu birazBiraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerdeAma rakı kadehlerini boşaltmayın eksilmesin hiçbir şey hiçbir şeyden dahi olsa kalsın birazUmursamıyorum yılgınlığımı filan çünkü sessizce yaşanmalı her şey bir devrim sesszce olmalı mesela ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonunBir palyaço neden yalan söylesin ki ben palyaço olsaydım söylemezdim marangoz olsaydım da söylemezdim ben insan olsaydım yalan söylemezdim!Hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını kaç kilo çeker ki bir palyaço hem neden yüzüme vuruyorsunuz bir çirkin ördek yavrusu olduğumuGocunmam ki ben, ben gocunmam bir palyaço ne kara gocunmazsa o kadar, o kadar gocunmam işteRakı doldurun! eksilmesinBitmedi, yazacağım daha yazmazsam ağlayacağım çünkü alçakça olacak birazHem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik her sokakta biraz daha eksilirdik bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu ”duyamadım”, derdim, “tekrar et!” sessizliğe bürünürdü o vakit her şey sokaklar daha bir puslu palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu ve ben daha bir alçak olurdum ağlardım birazHem sen kimsin, çekiştirme diyorum hatta kuyruğuma basma diyorum acıyor, tırmalarım,- diyorumkahrol, kahrol! diyorumGeçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda korktum birden, kusacak gibi oldum ”olur öyle” dedi palyaço, ”herkes alçaktır biraz” ”otur ulan!” dedim, bağırdım ona ben bazen bağırırım biraz”Rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!” ben bazen eksilirim biraz aslında hepimiz eksilirmişiz biraz bunu sonradan öğrendimBen aslında her şeyi sonradan öğrendim herkes herkesi sonradan öğrenirmiş bunu da sonradan öğrendimÖrneğin;Geçen gün bir kadınla seviştim biraz değil çok seviştimYa işte öyle palyaço diyorum ki, bunu da yeni öğrendim sevişmek de eksilmekmiş birazKim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dediBunu palyaço söyledi palyaço söyledi, ben yazdım yazmasam, alçak olacaktım hem ben roman da yazdım birazBazen diyorum ki, palyaço, sen olmasan ben ne yaparım alçakça eksilirim belki biraz her yağmur yağışında yerindi dibine girerim hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki ya da unuturum sonradan öğrendiklerimiBiraz biraz anlıyorum ki, yüzler eller, o terli vücutlar filan her şey plastikmiş birazHaydi sirtaki yapalım palyaço rakı doldur, yine eksildik Bir gün sabahBir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç\’ten. Vapur düdükleri ötmededir. Etraf alacakaranlık, Köprü açıktır henüz. Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…Yolculuğum uzun sürmüş oldukça Gece demir köprülerden geçmiştir tren. Dağ başında beş on haneli köyler, Telgraf direkleri yollar boyunca Koşuşup durmuş bizle söylemişim pencereden, Uyanıp uyanıp yine dalmışım. Biletim üçüncü mevki, Fakirlik hali. Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, Sana Sapanca’dan bir sepet elma almışım..Ver elini Haydarpaşa demişiz, Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, Hava hafiften soğuk, Deniz katran ve balık kokulu Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…Bir gün sabah sabah kapıyı vursam, -Kim o? dersin uykulu sesinle içerden. Saçların dağınıktır, mahmursundur. Kim bilir ne güzel görünürsün sevgilim, Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni, Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç’ten. Fabrika düdükleri Geyikli geceHalbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyordukGeyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardıkEvet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzündenGeyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığıİster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeliHiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığındaAldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandıAma ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurdukGeyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ay ışığında Bir yanında üst üste üst üste kayalar Öbür yanında benAma siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorumHalbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorumUzanıp kendi yanaklarımdan Gecenin şarkısıGecenin şarkısı markısı kimindir? Hangi şarkısı üstelik Gecenin şarkısı senin olsun ben istemem Üstelik o şarkı herkesindir Çünkü bulutlar konuşur Kuşlar uyur Ses uyanır Şimdi kimindir gecenin şarkısıKimi hüzzamdan bir şarkı besteler uykusunda Otlar büyür Ocaklara girilir madenlerde Ne düşler görür insan kim bilir Gece Çok üşümekBir kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın Urban içinde üşüyüp üşüyüp kaldığımızınBir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkçaBir Kalır yabancı yataklarda o oteller Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yerO çok yalınç gerçekli gelip gitmelerBir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri Bir kalır yılgın adamların hep “Evet” dedikleriÇok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımızTükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün Bir kalır uzun kitaplarda anısı çok KankentleriKan akıyor penceresi karanlık evlerden Ölü kadınların üstüne tuğlaların üstüne Denizse aydınlık ve incili mavili taşrada Kana doğru ürkek en güzel yaban balıklar Bu kandır akıttığımız sıkıntılı pazarlarda Üst üste yer gökyüzüne içki şişelerineKan içinde elleri ve öbür parmakları Boşnak değil çocuklar dondurmacılarda Mezarlı Eyüplerde ve deniz kenarlarında Sarışın kafaları ama analı babalı Kan akıyor ahşap yapılardan sokaklara sokaklara Mavi ülkeleri tatsız kısa pantolonlardaKan akıyor oluklardan öyle kan Boyanır batmış gemiler perşembesi Bir tesbih bir zımba bir yazı makinesi Çektikçe böyle katil kralları.
Turgut Uyar edebiyat adına oldukça farklı bir yerdedir. Yaptıkları, yazıları, sözleri, şiirleri ve her türlü edebi eseri ile Türkiye edebiyat tarihinde oldukça önemli bir yerdedir. Peki, Turgut Uyar sözleri? Turgut Uyar şiirleri? Turgut Uyar kimdir? Turgut Uyar nerelidir?TURGUT UYAR SÖZLERİUzanıp kendi yanaklarımdan güzel kadınlar ve aşklar olmuşNe kadar sürebilir ölümün en son düşünülmesi gereken bir kurtuluş olduğuİnancıma göre şair, dünyanın en dikkatli adamı olmak zorundadır. Çünkü hayat durmadan olmak ya da bir yakınını yitirmek. Biri mutluluğa, biri yasa bağlı olsa da her iki durumun kaynağında garip bir benzerlik var; yaşam karşısında bocalama…Düşünüyorum da biz, büyüyerek çocukluk bir tepenin mutluluğunu, bir acının yakıp geçmesini beklemek…Sen, bizim için hala o ezeli sırsın. Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalımNasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklardaBeni bırak göğe bakalım"her şeyden biraz kalır" diyor birileri, çoğulluk haklılıktır. kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı, insanda biraz mutluluk. ama en geçerli söz insan en çok sabahları arar sevdiği kadını Türkiye'de ve yerlere selam edin. Gün olur bütün kaygılardan uzak Ben de gelirim..Hiç şiir okumamış gibi kötüsünüz, Bir köpeğin başını hiç okşamamış, Hiç bayram şekeri dağıtmamış, Çocukla çocuk olmamış gibi kötüsünüz. Sevinince kötüsünüz, Korkunca kötüsünüz, Korkunçça ve korkakça bıraksın senin için olurum laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için olursunuz .Şimdi dolaşıp duruyor bir duygu olarak Doğudan batıya bir güz halindeÇılgın ve hüzünlü"Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesen de ne zaman olur? Elbet gülünün solduğu kutsal bir bahaneyim, belki de sığınağım şey beklermişçesine yaşıyorum…Her şeyden en ufak bir harekette soğuyorum artık. Hemen kestirip atıyorum. Tahammülümü bu kadar yitirmiş olmama kar kürelerini, müzik kutularını ve seni göstermeye de mecalim kalmadı artık, olacağına varırmış her şey. Senin olacağın yağmur yağsa da, beraber yapalım bari bağışlayalım bir saattir yüreğim hep sende durur..Hızla gelişecek öz hüznümüzün öz tarlasındaBozkır dayanıklılığımızın tarlasında…Çok fazla gereksiz insan tanıdık, bu kadarına gerek kadar hüzün geçmişse dünyadan, Ne kadar acı geçmişse yaparsan yap, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü birileri hep anlamak istediği gibi anlayacak, istediğin gibi yaşamak lazım aslında, işine geldiği gibi, canının istediği gibi, bir başkası ne der diye düşünmeden, olduğu gibi, bunun farkına varmak zor ama sonrası kişiyi öldürdüm düşlerimde, kaç kilo çekerdi yalnızlık.. Kaç kere ezildim altında yaz seni uyuttum, seni karıştırdım,seni şaşırdım birşeyler akıp akıp giderdi, dünyada başvurduğum bir şeydin, yalnızlığım gibi ..yanında sonsuz yer benim değil iken, gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı; gidebilecek bir yerim yok iken hala ve inatla durmayışım ne gaflet; nihayetinde olmuyorken yaşıyor olan insanın, yaşıyorken olduğunu bilmemesi bu, bu ne tuhaf bi' mümkünlerin kıyısındayım…Bırak şimdi tüm yaşanmışlıkları, unutuluşa bohçalayalım benliğimizi, sarıp sarmayalım, Uyan! "Göğe Bakalım"…İyileştirdiğiniz herkes bir gün sizi hasta edecek. Bunu aklınızın bir köşesine şeyi bitirmemeli hayatta.. Bazı şeyler hep yarım kalmalı, Bazen son nokta hiç otobüs gelir biner gideriz dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü harcadığım şu gözlerimi al kurtar şu aranıp duran korkak ellerimi tut bu evleri atla bu evleri de bunları da göğe bakalım..Sen nereye ben oraya adım adım.. İnsan sevdikçe iyileşiyor, artık kutlu olsun sevgilim ki sana değişe değişe korkarım ben. Kalbi vicdanı, adaleti olmayan bir yaz günü durup dururken sana seni sevdiğimi söyledim, sonradan uzun uzun düşüneceğim bunun boyalı da olsa kentten de gelsen, dağdan değilsin, dokunma yüreğime…Herkes bıraksın senin için ölürüm laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için bıraksın senin için olurum laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için olursunuz .Ne o beni kandırmıştı. Ne ben onu baştan çıkarmıştım. İkimizde bildiklerimizin ötesine, bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik. Bir noksanlığı var sanıyorduk bütün olanların belki. Ama aslında bütünlüklerimize toparlandı gitti işte ekim falan da gider bu diyeceğim şu ki küçüğüm; büyüme! Hayat seni de fotoğrafı bir daha açmam, o şarkıyı bir daha dinlemem, o masaya bir daha oturmam, o sokaktan bir daha geçmem. Bilsem ki ölüyorum dermanım sende, yine de zaman seni fırsatın varken söylemediğin sözler için bir duvarın dibinde kendi uçurumunu yüreğinde o ağrısı beni görüncedir ana baktıkça yalnızlığın geliyor aklınaBiliyoruz neyi bölüştüğümüzü. Konuşmasak daBozuk bir saattir yüreğim hep sende durur..Aslında kimse meşgul değil sadece önceliği siz benzemesin isterim seni övdüğüm, seni övdüğüm zaman, güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda, seni övdüğüm zamanŞimdi, Bu karanlığın üstüne Oturup bir mektup yazmalı İlkbahara ve yaza..Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıktaHer şey naylondandı o bir ıslak halat, suları beni üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımızÜşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımızBir Kalır uzun kitaplarda anısı çok üşüdüğümüzünİnsanlardan beklentiyi azaltmak dertleri azaltmak demektir, çünkü beklenti demek dert daha güzel olmayı denemeli insan. Biraz daha nazik olmayı, kırılmamayı değil de, kırmamayı öğrenmeli. Sevilmekten öte, güzel sevmeyi bilmeli. İncelikler yapmalı, hoş görmeye çalışmalı. Güzel olduğuna inandığında, o vakit güzellikler UYAR KİMDİR?Turgut Uyar4 Ağustos 1927 doğan ve de 22 Ağustos 1985'de ölen Türk şair. Babasının görevinden ötürü ilköğrenimi farklı şehirlerde okurken ortaöğrenimine maddi nedenlerden dolayı yatılı askerî okulda okuyan Uyar, 1948'de Kaynak dergisinin başlatmış olduğu bir şiir yarışmasında "Arz-ı Hal" adlı şiiriyle katılmış ve yarışmada ikinci olmuştur. Türkiyem adlı ikinci şiir kitabı 1952'de piyasaya sürülmüştür. Uyar'ın dil, tema, imge, anlatım biçimi, biçim/öz ilişkisi açısından büyük bir değişimi yansıttığı ilk İkinci Yeni kitabı olan Dünyanın En Güzel Arabistanı, 1959'da yayımlanmıştır. 1962'de Tütünler Islak'ı; 1968'de Her Pazartesi'yi; 1970'te Divan'ı; 1974'te Toplandılar'ı; 1982'de Kayayı Delen İncir'i yayımlamıştır. 1981 yılında Toplu Şiirler adıyla o güne kadar yayımladığı eserleri ilk kez; 1984'te Büyük Saat adıyla ikinci kez toplu olarak basılmıştır. Turgut Uyar Şiir Türk Gündem Güncel Haberler
22 Ağustos 1985 tarihinde 58 yaşında hayatını kaybeden usta şair Turgut Uyar ölümünün 32. yılında sevenleri tarafından anılıyor. Sevenleri, Turgut Uyar'ın sözlerini sosyal medya hesabından paylaşarak, usta şairi anıyor. Peki, Turgut Uyar kimdir? İşte Turgut Uyar'ın hayat hikayesi ve en güzel sözleri... TURGUT UYAR SÖZLERİ * Yüz dilde seni seviyorum desen ne fayda. Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra. * Sana olmayan özlem bir şeye benzemiyor.. * Sevgim acıyor. Kimi sevsem, kim beni sevse.. * Belki yağmura da gerek kalmazdı, insanlar bu kadar kirli olmasaydı. * Ve oturuldu bir takım şeyler söylendi.. İmla kurallarıyla mutsuzluk üstüne. * Ancak durursa anlaşılır saatin kaç olduğu. * Sana diyeceğim şu ki küçüğüm; büyüme! Hayat seni de mahveder. * Durduğum yer benim değil iken, gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı; gidebilecek bir yerim yok iken hala ve inatla durmayışım ne gaflet; nihayetinde olmuyorken yaşıyor olan insanın, yaşıyorken olduğunu bilmemesi bu, bu ne tuhaf bi’ hayret. * Cümbür cemaat aşka abanıyoruz. * Başının o ağrısı beni görüncedir. Bana baktıkça yalnızlığın geliyor aklına. * Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak. * Belki de asıl ustalık budur; her zaman acemi olmayı bilmek. * İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını. * Hiçbir şey umurumda değil diyorum aşktan ve umuttan başka. * Hazırladım, hazıra durdum giydirdim gölgemi kuş çığlığı senin bölgen sorma benim bölgemi aşklar telef olur gider sokak köpeği gibi gitsin harcansın bazı şeyler sen dur e mi? * Her kadın hoşlandığı adamın soyadını aldığında nasıl durur diye içinden söylemiş ya da bir yerlere yazmıştır. * Bozuk bir saattir yüreğim, hep sende durur.. * Elbet hep böyle geçmeyecek ömrüm, biliyorum bu çeşit yaşamak, zor. Kim bilir tanrım, kim bilir hangi güzel yerde beni, hangi ölesiye sevda bekliyor? * Herkes bıraksın senin için ölürüm laflarını. Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz. TURGUT UYAR KİMDİR? Usta şair Uyar, 4 Ağustos 1927'de Ankara'da doğdu, ilkokulu babasının memuriyeti nedeniyle İstanbul ve Eskişehir'de tamamladı. Bir şiirindeki "İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım" mısrasıyla, 'insanların sahip olduğu güzelliklerin herkese eşit olarak dağıtıldığını ve onları görebilmek için büyük çaba sarf etmeden, sadece başını kaldırıp bakmanın yeterli olduğunu' aktaran şair, ilkokul yıllarında manzumeler yazmaya başladı, Hayyam, Nedim, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim gibi şairlerin eserlerini okudu. Yatılı olarak 1941'de Konya Askeri Ortaokuluna giren şair, Bursa Askeri Lisesinde eğitime başladı, 1947'de Askeri Memurlar Okulundan mezun oldu. Uyar, 1948'de personel subayı olarak ilk görev yeri Kars'ın Posof ilçesine Ardahan tayin oldu. Daha sonra Terme Askerlik Şubesine, oradan da Ankara’ya atanan Uyar, Ankara’da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Dairesi Başkanlığında üsteğmen olarak görev yaptı. "Yad" isimli ilk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde yayımlanan şair, 1948'de Kaynak dergisinin açtığı bir şiir yarışmasında ikincilik kazandı. Yarışmadan sonra, seçici kurulda bulunan şair-yazar Nurullah Ataç, birincilik adayının Uyar olduğunu açıklayarak, ileride çok iyi bir şair olacağını söyledi. İlk kitabı "Arz-ı Hal" 1949'da Kaynak Yayınlarından çıkan Uyar, 1952’de "Türkiyem" adlı ikinci kitabını Nurullah Ataç'ın ön sözüyle yayımladı. Kitap, o ve sonraki dönemlerin ünlü şairlerinin kitaplarının yayımlandığı yayınevlerinden biri olan Varlık Yayınlarından çıktı. "İKİMİZ BİRDEN SEVİNEBİLİRİZ GÖĞE BAKALIM" Turgut Uyar'ın 1959'da yayımladığı üçüncü kitabı "Dünyanın En Güzel Arabistanı"nda yer alan şiirlerden biri olan "Göğe Bakma Durağı", kendi şiir serüveni içerisinde hem oluşturulan modern yapı ve ses, hem de modernist yaklaşımlarla yeni imgeler kurma açısından dönüm noktası olarak gösterildi. Kendi şiir ırmağını yeni bir akışa yönlendirdiği dönemde yazdığı şiirlerden biri olan "Göğe Bakma Durağı"nda Uyar, yeni döneminin hemen tüm özelliklerini barındıran bir metin olarak, gerek şairin duyarlığı, gerekse poetik anlayışı bakımından yenileşmenin, modernleşmenin belirgin izlerini taşıdı. Ayrıca "Göğe Bakma Durağı" isimli şiir, "Dünyanın En Güzel Arabistanı"ndaki öteki şiirlerle birlikte okunduğu zaman anlaşılacak şekilde yazıldığı için edebiyatçılar tarafından, bağımsız bir metin olmak yerine Turgut Uyar şiirinin ana gövdesinin homojen bölgelerinden biri olarak tarif edildi. Şairin, şiirlerinin yanı sıra, şiirinin poetikasını ortaya koyduğu "Efendimiz Acemilik", "Çıkmazın Güzelliği" gibi yazıları Türk şiirinin bir döneminin kavranmasında başvurulan temel metinler arasında yer aldı. Uyar, Abdülhak Hamid Tarhan'dan Orhan Veli Kanık'a kadar geçen süreci, her şairin bir şiirini esas alarak incelemeye tabi tuttu. Uyar'ın şiirleri İngilizce, Fransızca ve Sırpçaya çevrildi, kitapları ve yazıları Varlık, Yeditepe, Pazar Postası, Dost, Değişim, Türk Dili, Yedigün, Kaynak, Şimdilik, Forum, Yeni Dergi, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Düşün, Dönem ve Papirüs dergilerinde yayımlandı. Şair, Hüseyin Cöntürk’ün çıkardığı Dönem dergisinin kurucuları arasında da yer aldı. İlk evliliğini Yezdan Şener ile yaparak 18 yaşında baba olan Uyar'ın bu evlilikten Semiramis, Şeyda ve Tunga, 1969'da yazar Tomris Uyar'la yaptığı ikinci evlilikten Turgut adlı çocukları oldu. Uyar, 1958 yılında, zorunlu hizmetini tamamladıktan sonra yüzbaşı rütbesindeyken ordudan ayrıldı. Ankara’da, SEKA İrtibat Bürosunda ve Sanayi Bakanlığında memur olarak çalıştı. 1969'da emekliye ayrılarak İstanbul’a yerleşen Uyar, 22 Ağustos 1985'te siroz hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi. ÖDÜLLERİ VE ESERLERİ Uyar'ın "Tütünler Islak" kitabı 1963 Yeditepe Şiir Armağanı, Tomris Uyar'la birlikte Lucretius'tan yaptığı "Evrenin Yapısı" çevirisiyle 1975 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü, "Kayayı Delen İncir" 1983 Behçet Necatigil Şiir Ödülü, yeni şiirlerinin eklendiği ve tüm şiirlerini toplayan "Büyük Saat" kitabıyla 1984 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. Şair, şiir dalında "Arz-ı Hal", "Türkiyem", "Dünyanın En Güzel Arabistanı", "Tütünler Islak", "Her Pazartesi", "Divan", "Toplandılar", "Kayayı Delen İncir", "Büyük Saat", inceleme dalında "Bir Şiirden", eleştiri dalında "Sonsuz ve Öbürü" eserlerini okuyucuyla buluşturdu.
turgut uyar büyük saat sözleri